On Dakika Otuz Sekiz Saniye

Kitabın yazarı: Elif Şafak

Sayfa sayısı: 386

İlk basım yılı: 2019

On dakika otuz sekiz saniye – Okuyucu yorumu:

“Kitabın dili oldukça akıcıydı ve karakterlerin analizleri birbirleri ile bağlantıları falan çok güzeldi. Ama öyle enteresan ya da aşırı duygusal ya da insana bir şeyler katacak bir hali tavrı yoktu konunun. Bir kadının hayatından kesitleri sunmuştu bize.

Ölmeden önce hayatın bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçme haliydi kitapta anlatılan. Onca yıllık yaşamı sona ererken insan sadece 10 dakika 38 saniye içerisinde yaşamının özetini çıkarabiliyor galiba. Nasıl o hale geldi, tüm bunları neden yaşadı, aslında kimdi, neydi ya da izin verselerdi nasıl biri olacaktı? Tüm bunların sorgulamasını yapıyor insan beyni galiba son nefesini vermeden önce.

Yaşamın bizi nerelere sürükleyip götüreceğine bazen istesek de kendimiz müdahale edemiyoruz. Tekila Leyla ve arkadaşlarının yaşamları buna güzel bir örnek olmuş. Doğduğun an başlıyor savaşın. İçine düştüğün ya da içine doğduğun dünyanın zorunluluklarına ayak uydurmak zorunda kalıyor insan. Hani anneler bebeklerine “annen olarak beni seçtiğin için teşekkür ederim” diyor ya sevgi gösterilerinde bulunurken. Bazı bebeklerin Tekila Leyla gibi annesini seçebilmesi bile mümkün olmayabiliyor. Ona uygun görülen annenin çocuğu olarak yaşamak zorunda kalabiliyor.

Bazı çocuklar daha milyonlarca şeye aklı ermediği o minicik yaşında hayatın en iğrenç yönlerinden biri ile karşılaşmış olabiliyor. Ona sahip çıkılmadığı için daha çocuk yaşında yaşamın içinde kaybolup, harcanıp gidebiliyor. Çünkü bazı zihniyetler bu iğrençliklerin üstünü örtmekte çok başarılı ne yazık ki. Kendilerince daha önemli olan itibarları ya da savundukları doğrular adına masum bir çocuğun hayatını tümden değiştirmekte hiçbir sakınca görmüyorlar.

Çevremizde acıyarak, tiksinerek ya da ürkerek baktığımız bazı insanların aslında nasıl o hale geldiğini hiçbirimiz bilmiyoruz. Zannediyoruz ki onlar bu halinden memnun ya da kendi seçimleri böyle olmak. Neler yaşayıp ya da neleri yaşayamayıp o yargıladığımız insana dönüştüklerini sadece kendileri biliyor. Ve eğer azıcık şanslılarsa çevresinde onu anlayan 3-5 dostu var ise, işte sadece onlar biliyorlar o yaşamın iç yüzünü.

Bazen görmezden geldiğimiz bazen de görmekten hazzetmediğimiz yaşamların öyküsüydü. “Arka sokaklarda neler oluyor?” diye görmemizi sağlayan bir kurguydu. Bu kitap bir kurgu olabilir, Tekila Leyla ve dostları gerçek olmayabilir ama ne yazık ki şu dünyada onlardan milyonlarcası var ve oldukça gerçekler. Sonları Kimsesizler Mezarlığı olan bir dolu yaşam hikayesi. Bizim içinse belki sadece çoğu zaman okumaya bile tenezzül etmediğimiz bir üçüncü sayfa haberi. Acı ama gerçek.”

Kitaptan alıntılar:

“İnsanlar “kader” deyip geçerlerdi bu durumlarda, çünkü ürkütücü ve karmaşık şeylere basit isimler verilir hemen her zaman.”

“Bazen en alışkın hissettiğin yer aslında en az ait olduğun yerdir.”

“İnsanlara en zayıf noktanı söylersen kesinlikle orayı hedef alıyorlardı, gördüğü kadarıyla.”

“ “Neden ben?” diye sormak, “Neden bir başkası değil?” demenin bir başka şekliydi; bunu yaptığı için kendisinden nefret etti.”

“Ne var ki umut insan ruhunda zincirleme reaksiyon yaratabilen tehlikeli bir şeydi.”

“Ve unutma, hayat denen şu çölde aptal tek başına seyahat edermiş, akıllıysa kervanla.”

“Ne büyük bir hafiflikti insanın geçmişini olduğu gibi kucaklayabilmesi; o eski ve ham hallerini anlayabilmesi, affedebilmesi, sevebilmesi.”

“Ben de seni bütün yara izlerinle seviyorum. Görünen ve görünmeyen.”

Bu yazılarıda okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir