Madalyonun İçi

Yazarı: Gülseren Budayıcıoğlu

Sayfa sayısı: 384

İlk basım yılı: 2004

Madalyonun içi – Okuyucu yorumu

“Bir öykünün önce filmini izlemek mi yoksa kitabını okumak mı diye sorarsanız ben hep önceliği kitaptan yana kullanmışımdır. Çünkü kitapta her zaman duygu ve düşünceler daha detaylı yansıtılır. Ancak bu kitapla birlikte bu düşüncemde biraz farklılıklar yaşandı.

Madalyonun İçi kitabını keşfetmem çok geç oldu. Hatta “Kırmızı oda” ve “Masumlar apartmanı” gibi dizilere konu olmasaymış belki de hiçbir zaman keşfedeceğim tarzda bir kitap olmayacakmış. Birçoğunuzun olduğu gibi bende bu iki diziyi merakla ve keyifle seyrediyorum. Psikolojisi bozuk insanların hayatlarını izlemek ayrı bir keyif veriyor niyeyse. Çevremizde bulunan o tarz insanların aslında hangi sebeplerle o hale geldiğini anlamamamıza yarıyor gibi geliyor bana. Yada halimize şükretmemize. Ve en önemlisi de kabul bile edemediğimiz psikolojik sorunlarımızın sadece bize özel olmadığını, bu gibi şeyleri yaşayan birçok insanın var olduğunu ve utanılacak bir durum olmadığını fark etmemizi sağlıyor. Asıl önemli olan noktada bu galiba. Eğer durumunuz o izlediğimiz insanlar gibi ise psikolojik yardım almanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktalar. Bu gibi gerekçelerle bu tarz dizileri seviyorum işte.

Gülseren Budayıcıoğlu ismini de bu diziler sayesinde duydum. Belki benim cehaletim, belki de O’nun bugüne kadar çok ün salmış biri olmamasıdır sebep, bilemiyorum. İkimizde kendimizce haklıyız bu durumda, bence şimdi bunu tartışmaya hiç gerek yok.

İşte bu diziler sayesinde kitaplarını da okuma ihtiyacı hissettim. Gerçekten kitapta ki konular bu seyrettiğimiz dizilerde ki gibi mi diye merak ettim. Kitapta bir bütünlük değil de parçalar halinde bir anlatım söz konusuydu. Tam bir öyküyü okurken bir başkasının hayatına geçiş yapılmış. O bir başkasının hayatını okurken insanın aklı bir öncekinin hayatında kalıyor gibi oluyor. Tam yeni kişiye adapte olmuşken pat bir öncekine dönüyor ya da bambaşka biri daha başlıyor hayatını anlatmaya. O yüzden biraz bölük pörçüktü hikayeler. Fakat böyle olması insanda daha bir ilgi uyandırıyor sanırım, biran önce bir bölümü bitirip diğerine geçmek ihtiyacı hissettiriyor. Ve daha ne olduğunu anlamadan kısa sürede bitiverdi kitap.

Ancak ilk kez dizi halinde daha detaylı duygu ve düşünce anlatımına değinildiğini fark ettim. Örneğin; her hafta Masumlar Apartmanı’nda Safiye ve Gülben’in duygularını taa ciğerimizde hissederken kitapta o kadar üstün körü bir anlatım hakimdi ki sadece okuyup geçmiş oldum. Aynı şey Kırmızı Oda dizisine konu olmuş karakterlerin hayatlarında da geçerliydi. Kitapta okurken “vay be böyle hayatlarda var işte” deyip geçilirken, dizide o hayatları izlerken bazen kendi içimizde o hayatı yaşamamıza sebep olacak kadar iyi yansıtılıyor.

O nedenle ilk kez kitap ikinci planda kalmış oldu benim için. Kötü müydü? Tabi ki değildi. Hatta henüz ekranda yer almamış birçok farklı hayat öyküsü de mevcuttu içerisinde. Ve farklı insanlar tanıyıp farklı duygular hissetmeme sebep oldu. En çok da “Cinini çıkardım” bölümündeki Rezzan karakterinin hikayesi ilgimi çekti. Değişik bir kitaptı yani, insana yeni düşünceler katabiliyor. İnsanlara karşı bakış açımızın gelişmesini sağlıyor. Yargılamadan önce anlamanın ne kadar önemli olduğunu öğrenmemizi sağlıyor.

Eğer bu tarz psikolojik kitaplardan hoşlanıyorsanız, alıp okuyun derim. Ama izlediğimiz dizilerle kıyaslama yaparsanız benim gibi, beklentinizi çok yüksek tutmamanızda fayda var. İyi okumalar.”

 

Bu yazılarıda okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir