Körlük

Kitap ismi: Körlük

Yazarı: Jose Saramago

Sayfa sayısı: 336

İlk basım yılı: 2017

Körlük – Okuyucu yorumu:

Jose Saramago’ya ait bir kitaptı Körlük. İlk elime alıp okumaya başladığımda açıkçası çok şaşırdım ve sinir oldum. Çünkü kitapta noktalama işaretleri sadece nokta ve virgülden ibaretti. Ve bu iki kıymetli işarette o kadar az kullanılmıştı ki tam bir karmaşaydı. Cümle nerde başlıyor ya da nerde bitiyor? Cümleyi kuran kimdi? Kim kime cevap verdi? Cümlenin neresinde nefes almalıyım? Nereyi tonlamalıyım okurken?.. gibi bir sorgulamanın içinde buldum kendimi. Aslında olayın tam da bu olduğunu anlayana kadar canım çıktı. Anam durumu bilseydi eminim ağlardı.

Ama sonra bu olayın tam da böyle anlatılabileceğini anlamaya başladım. Ve bir baktım ki, durumu çözmüşüm. Noktalama işaretlerini beynim otomatikman yerlerine yerleştirmeye başlamış. Değişik bir yazım şekliydi yani, ilk kez karşılaştığım türden. Başta çok sinir olsam da sonradan sevdim bu tekniği. Adı neyse bu tekniğin, bence büyük bir algı yaratmış.

Kitabın ne anlattığına gelince; zamansız bir zamanda isimsiz insanların başlarına gelen bir körlük ve bu körlüğün yarattığı lanet olası dünyayı konu almış. Kitabı okurken ilk başta insan kendi kendine “ya bende kör olsam böyle ne yapardım?” diye sorup duruyor. Haline şükrediyor görebildiği için. Sonra o körlere kızıyor, kör olsanız da bu hale gelmeyebilirsiniz diye. Sonra kendini sorguluyor, acaba o şartlarda bende aynı şekilde mi davranırdım? diye. Sonra o körleri anlamaya başlıyorsunuz. Bende olsam böyle yapardım’a dönüşüyor durum. “Başka çare yok ki” diye savunmaya geçmiş buluyorsun birden kendini. Günahlarına bahaneler üretmeye başlıyorsun. “Kendilerince haklılar, kendimce haklıyım” diye noktalanıyor durum.

Sonra vicdan azabı başlıyor. Bunca şeyden sonra yeniden görmeye başlarsak kime nasıl hesap veririz?, insanların yüzüne nasıl bakarız?, bu iğrenç dünyada nasıl yaşarız? soruları kafaları meşgul etmeye başlıyor.

Ve en sonunda gözler açılıyor. Her şey netleşiyor. Ve işte asıl körlük duygusu o noktada başlıyor. Gerçekte zaten hep kör yaşamış olduğunu işte o zaman fark ediyorsun.

İçinde yaşadığımız dünyada gözü gerçekten gören sınırlı sayıda insan olduğunu, onların bir başına ettiği mücadelenin de kimseye yeterli olmadığını görüyoruz. Tıpkı bir kör gibi kendimizi o hayatın karmaşasına kaptırıp, günahlarımıza uygun bahaneler bularak bir yaşam sürüyoruz. Herkes sadece kendini kurtarma peşinde. Bencillik değil bu, sadece yaşam kavgası, hayata tutunabilme mücadelesi. Başka bir yolu var mı? kimse bilmiyor çünkü. Bilenlerinse başkalarının bilmesini sağlamaya gücü yok. Onlarda bilmezlikten geliyor. Böylece el birliğiyle mahvediyoruz dünyayı. Ve işin daha da kötü yanı normal olan buymuş gibi yaşıyoruz.

Böyle bir kitaptı işte ve bence çok güzeldi. Filmi de çekilmiş bu arada, izlemek isteyenler için onu da belirtiyim. Henüz izleme fırsatım olmadı ama önce kitabını okumuş olduğuma sevindim. Çünkü filmlerde konu kitaplara göre daha eksik yansıtılabiliyor. O yüzden önceliğim her zaman kitap olmuştur. Ve kitabın “Görmek” adında devamı da varmış. Okuduğumda onu da paylaşırım mutlaka.”

Bu yazılarıda okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir